Hüseyin HİLMİ IŞIK ( Rahmetullahi aleyh )

 

Nâm-ı müstearı Sıddık Gümüş’dür. Babası Said efendi, dedesi Lofca’nın Tepova köyünden İbrahim Pehlivandır. İkisi de Eyyub Sultan’da medfundur. Balkan harbinde şehit olduğu tepeye ismi verilen Bursalı Kâmil efendi ile hemşiresi Âişe hanımın anneleri Fatıma hanım İbrahim Pehlivanın biraderinin kızıdır.

Çeşitli din ve fen kitaplarının yazarıdır. Türkçe, Arabi, Farisi, Fransızca, Almanca ve İngilizce kitapları neşir etmiştir. Kitapları bütün memleketlerde okunmaktadır.

Teğmenlikten albaylığa kadar Türk ordusunda zehirli gazlar mütehassıslığı ve kimya öğretmenliği yapmış, çok subay yetiştirmiştir. İstanbul üniversitesinde çalışarak, Phenyl-cyan-nitromethan cisminin sentezini yapmış ve formülünü bulmuştur. Bunu bildiren raporunu Fen fakültesi 1937 de, (Fritz Arndt, Lotte Loewe, Hilmi Işık) isimleri ile Devlet matbaasında, İngilizce olarak, 2. cilt numarası ile bastırmıştır. Ayrıca fen fakültesinin 1937 senesi ikinci kanun tarihli Fen fakültesi mecmuasında 139. sayfasında neşir edilmiştir. Bu başarılarından dolayı çok tebrikler almıştır. [Bu buluşu, Almanya’da çıkan Zentral Blatt kimya kitabının, 1937 tarih ve 2519 sayısında (H.Hilmi Işık) isminde yazılıdır.]

1911 de, Eyyub Sultan’da, Vezir tekkesinde doğdu. İlk tahsilini Eyyub sultan Reşadiye nümune mektebinde, lise tahsilini Halıcıoğlu askeri lisesinde yaptı. Eczacı mektebini ve sonra Gülhane hastanesinde bir senelik stajını hep birincilikle bitirip, ilk önce üsteğmen olarak, askeri tıbbiye mektebine müzakereci tayin edildi. Bu arada, Kimya Yüksek Mühendisliğini de okumaya başladı. Von Mises’den yüksek matematik, Prager’den mekanik, Dember’den fizik, Goss’dan teknik kimya okudu. Kimya profesörü Arndt’ın yanında çalıştı, takdirlerini kazandı. Arndt’ın yanında altı ay travay yapıp, Phenyl-cyan-nitromethan cisminin sentezini yaptı ve formülünü tespit etti. 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Kimya Yüksek Mühendisliği diplomasını aldı. O sene, Türkiye’de ilk kimya yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı.

Din bilgilerinde derin âlim ve tasavvuf marifetlerinde kâmil ve mükemmil olan kerametler, harikalar sahibi seyyid Abdülhakim efendinin yetiştirdiği salahiyetli bir din adamıdır. 1929 dan 1943 senesine kadar o büyük zattan ders almış, Arabi ve Farisi tercümeler yaparak gençliğe hizmet için çalışmıştır. Hakikat Kitabevi’nde, 1415 hicri ve 1995 miladi senesinde, kendi hazırladığı 60 Arabi ve 25 Farisi ve 14 Türkçe ve bunlardan tercüme ettirdiği, Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça ve Arnavutça ve diğer dillerdeki kitapların miktarı yüzden fazladır. Vehhabi, rafızi ve teblig-ı cemaat denilen Ehl-i sünnet düşmanlarını rezil etmiştir. Hakikat Kitabevi’nin bastırdığı kitaplar, İnternet vasıtası ile bütün dünyaya dağılmaktadır.

(Çok kitap okudum. Ehl-i sünnet âlimlerinin yükseklikleri yanında, pek cahil, bir hiç olduğumu anladım. Onları tanıyabilmek, yollarında bulunmak, büyük nimettir. Resulullahın yolu, onların gösterdikleri yoldur. Resulullahın güzel ahlakı, onların ahlakıdır. Dünyada ve ahirette saadete kavuşmak isteyen, o büyüklerin yoluna, sımsıkı sarılsın!)
derdi.

Hüseyin Hilmi Işık “rahmetullahi aleyh”, ailesinden Osmanlı terbiyesi, Seyyid Abdülhakim Efendiden de tasavvuf edebi almış idi. Kendisinden büyüklerin yanında konuşmaz, kimse ile münakaşa etmez, edebi gözetir, ekseriya iki dizi üzerine oturur, bağdaş kurmayı bile edep dışı görürdü. Bursa’da müderrislerden Ali Haydar Efendiyi ziyaretinde saatlerce iki dizi üzerinde oturunca, Ali Haydar Efendi talebelerine, “Hilmi Beyden edep öğrenin edep!” demişti.

Sabır ve tahammülleri çok idi. İnsanlardan, bir eziyet, sıkıntı gelse katlanır, mukabele etmezdi. Yerine göre pamuktan yumuşak, ama küfre, bid’atlere ve günaha karşı da çelik gibi sert idi. Dinimizin öngördüğü derecede cesur idi. Kitaplarında doğruyu yazmaktan kaçınmaz, “Korkulacak yalnız Allahü teâlâdır” der, ama fitne çıkmamasına da çok dikkat ederdi.

Maddi, manevi, dünyevi, uhrevi ve bilhassa fen, tıb ve eczacılık ilminde zamanın ileri gelenlerinden gerçek bir âlim idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini ve tecrübelerini dinin temel ve asıl miyarları ile karşılaştırıp, tartarak, söylediğinden, hikmet konuşan, yani sözlerinde dünyevi veya uhrevi faydalar bulunan, belki eşi bir daha çok zor bulunabilecek olan bir zât idi.

En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemeler ile telif eserler vücuda getirdi. Akaid hususunda, bilhassa Ehl-i Sünnet ve Cemaat inancını sade bir dille açıklayıp bu inancın yayılmasına öncülük etti. Hanefi, Maliki, Şafi’i ve Hanbeli mezheplerinden birinde bulunmanın Ehl-i Sünnetin alameti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zaruret ve ihtiyaç hâlinde, hak olan dört mezhepten birinin taklit edilebileceğini, Ehl-i Sünnet kitaplarından alarak açıklayıp herkese duyurdu. Seâdet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihya etti. “Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihya edene yüz şehid sevabı verilir” hadis-i şerifini hep göz önünde tutarak, farzları, vacipleri, sünnetleri, hatta müstehabları uzun uzun yazdı. Dünyanın her tarafındaki insanlara doğru İslamiyet’i tanıttı. Ehl-i sünnet âlimlerince tasvip ve methedilen yüzlerce Arabi ve Farisi eseri, Hakikat Kitabevi vasıtasıyla yedi iklim, dört bucağa yaydı. Vehhabi, Şii, Kadiyani gibi bozuk fırkaların doğru yoldan ayrıldıkları noktaları bütün dünyaya tanıttı. Ehl-i Sünnet itikadı canlanmaya, kıpırdamaya ve yeşermeye başladı. Bu bakımdan yaptıkları işi, dîni tecdid (yenileme ve kuvvetlendirme) ile isimlendirenler oldu.

Aynı zamanda çok kudretli bir şair ve tarihçi idi. Muhtelif vezin ve türde yazdıkları şiirler emsalsiz güzellikleri ile kitaplarında yer almaktadır.

Doksan yıllık hayatının sonuna kadar, hafıza ve zekasından hiç bir şey kaybetmedi. Öğrenmek istediği şeyi tam öğrenirdi. Bu sebeptendir ki, 75 yaşından sonra, namaz vakitlerine dair, yazılmış bir çok kitabı, inceden inceye okumuş, anlamış ve Seâdet-i Ebediyye ve başka eserlerine ilave etmiştir. Oradaki girift trigonometrik hesapları kolaylıkla yaptığını görenler, gerçek bir fen adamı olduğunu kabul ederlerdi.

İktisada, tasarrufa çok riayet ederdi. İsrafı tasvip etmezdi.

Bir ihtiyaç olmadıkça evinden dışarıya çıkmaz, ilimle, kitap mütalaasıyla meşgul olurdu. Sevenlerine çok okumalarını ve muteber kitapları herkese ulaştırmaya çalışmalarını tavsiye ederdi. “İslamiyet, her safhası ile, ahlakı ile, itikadı ile, ameli ile yaşanan bir dindir. Hepsi bulunursa, tam olur. Yoksa kişinin dini eksik olur” derdi. Yazdığı kitapların her biri, zamanımızda önemli bir boşluğu doldurdu ve ihtiyaçları karşıladı.

(Nasıl muvaffak oldunuz?) diye soranlara, “(Helekel müsevvifun [Sonra yaparım diyenler helak oldu]) hadis-i şerifine uyarak bugünün işini yarına bırakmadım ve kendi işimi kendim gördüm, yapamadığım işi bir başkasına havale ettiğim zaman neticesini takip ettim” cevabını verirdi. “Bu zamanda İslamiyet’e hizmeti muvaffakiyetle yapabilmek için muhatabın anlayacağı gibi konuşmalı ve herkese tatlı dilli güler yüzlü olmalıdır” buyururdu.

Her işinde orta yolu takip eder, hiç bir şeyde aşırılığı tasvip etmezdi. En iyi hoca, en iyi evlat, en iyi kardeş, en iyi eş, en iyi baba, en iyi dede, en iyi komşu ve en iyi ilim adamı olmaya gayret ederdi.

26 Ekim 2001'de vefat etti. Eyüp Sultan’da Kaşgari dergahında medfundur.
Geniş bilgi için:
www.huseyinhilmiisik.com

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !